28
TEMMUZ 2007 CUMARTESİ - 26
Temmuz Perşembe gecesi polis tarafından kaçırılan, dövülüp silahla tehdit
edildikten sonra arabadan atılan Özgür Hayat gazetesi ve %52 ÖFKE dergisi
sorumlu yazıişleri müdürü Sinan Tekpetek, bugün İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Kendisine yapılan işkence
fotoğraflarının önünde konuşan ve polisin akşam 23:30’dan gece 01:30’a
kadar kendisine yaptıklarını ayrıntılarıyla anlatan Sinan Tekpetek, polis
kanununda yapılan değişiklikle yetkileri artırılan polisin önceden de var
olan saldırılarını artırdığını, bunu iyice sistematikleştirdiğini söyledi.
Basın açıklamasına, basının yanı sıra Sinan Tekpetek’e destek
olmak için gelen insanlar da katıldı. Dergilerinin yazıişleri müdürüne ve
bir dostlarına yapılan saldırıya karşı Sinan’ın yanında yer alan %52’ciler
ve “sınırsız yetki” isteyerek baskılarını her gün artırmaya niyetlenen
polisin bu saldırısına karşı öfke duyan insanlar oradaydı.
Arkadaşımız Sinan’a yapılan bu saldırının peşini bırakmaya
niyetimiz yok. Ama biliyoruz ki, bu sistematik baskıdan başka insanlar da
yara alıyor, ama onlar seslerini çok fazla duyuramıyorlar. Şimdi yapılması
gereken, her yeri bir açıkhava hapishanesine çevirmeye, hayatlarımızı kontrol etmeye, yetmezse
insanlara doğrudan saldırmaya kalkışan iktidarın “sessiz kurbanları”nın
sayısının artmasını beklemek değil, bunun o kadar kolay olmayacağını
sesimizle, yüreğimizle göstermek. İktidarlar, hayata saldırdıkları her
yerde, karşılarında daha da büyüyen özgürlük tutkusunu bulacaklar.
Polisin
saldırısı gazete sayfalarında
29
TEMMUZ 2007 PAZAR
Gazetelerdeki
haberleri okumak için seçtiğiniz gazetenin üstüne tıklayın.
İNSANLIKTAN VE ÖZGÜRLÜKTEN
YANA OLAN HERKESE ÇAĞRIMIZDIR
Perşembe gecesi İstanbul'un orta yerinde polis
tarafından kaçırılıp işkenceye uğrayan, daha sonra da hızla giden polis
arabasından atılan, gazetemizin sorumlu yazı işleri müdürü arkadaşımız
Sinan Tekpetek, 28 Temmuz Cumartesi günü, saat 13:00’te İnsan Hakları
Derneği İstanbul Şubesi’nde Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun
uygulamasını tüm çıplaklığıyla anlatacak. Özgürlükten ve hayattan yana
olan herkesi o gün Sinan’a destek olmak, onun yanında olmak için İHD’ye
çağırıyoruz! Zalimlere İnat Yaşasın Hayat diyenler orada buluşacak!
Yer: İHD İstanbul Şubesi, Çukurlu Çeşme Sk.
Bayman Ap. No: 10/1 TAKSİM İSTANBUL
Tarih ve
saat: 28 Temmuz Cumartesi, 13:00
İSTANBUL'UN ORTA YERİNDE
POLİSTEN "KUSURSUZ CİNAYET" GİRİŞİMİ!
POLİS, ÖZGÜR HAYAT VE %52
ÖFKE DERGİSİNİN SORUMLU YAZIİŞLERİ MÜDÜRÜ SİNAN TEKPETEK’İ KAÇIRDI, HIZLA
GİDEN ARABADAN ATTI!
27
Temmuz 2007 Cuma
26 Temmuz
Perşembe günü, saat 23:30 civarlarında, kardeşinin nikah yemeğinden
dönmekte olan Özgür Hayat gazetesi ile %52 ÖFKE dergisinin sorumlu
yazıişleri müdürü Sinan Tekpetek Şişhane'de polis tarafından durduruldu.
Kimliği alınıp GBT’sine bakılan Sinan Tekpetek kimliği geri verilerek
bırakıldı. Bir süre sonra, yürümeye devam eden Sinan’ın yanına gelen bir
ekip otosu, arkadaşımızı zorla arabaya soktu, arabanın içinde vurmaya
başlayarak surların bulunduğu ücra bir yere götürdü. Burada Sinan
Tekpetek’'i arabadan indirip daha da şiddetli bir şekilde dövmeye devam
eden polislerin yanına iki ekip otosu daha geldi. Toplam 10-11 polis
küfürler ederek Sinan Tekpetek’e vurmayı sürdürdü. Arkadaşımızın
“Vurmayın, faili meçhul mü yapmaya çalışıyorsunuz” tepkilerine küfürler
ve yumruklarla karşılık veren polisler, cop, yumruk ve tekmelerle
vurmayı sürdürdüler, yüzüne yakından biber gazı sıktılar, silahlarını
çekip tehdit ettiler. Hiçbir açıklama yapmayıp herhangi bir kayıt
tutmadan, kendisinden beklendiği gibi davranan terörist polisler, Sinan
Tekpetek’i yeniden polis arabasına bindirip saat 01:30 sularında
Karaköy’e yakın bir yerde HIZLA GİTMEKTE OLAN ARABADAN ATTILAR, bu
şekilde öldürmeye de kast ettiler. Ayrıca polis, Sinan Tekpetek'in
kimliklerinin de bulunduğu cüzdanına da el koydu.
Hastaneye kaldırılan Sinan
Tekpetek’in iki kaburgasının kırık olduğu ve vücudunun pek çok yerinde
çürükler ve yaralar olduğu doktorlar tarafından teşhis edilip 20
günlük rapor verildi. Sırtındaki çürüklerin cop izi olduğu doktor
kayıtlarına da geçti.
Önceden de terör uygulayan polisin
saldırıları, devletin “güvenlik” yalanıyla Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’nda değişiklik yapıp polisin yetkisini artırmasından sonra iyice
arttı, gemi azıya aldı. Polisin dün gece Sinan Tekpetek’e yaptığı bir
gözaltı değil; 10-11 polisten oluşan üç ekip Sinan Tekpetek’i hiçbir
kayıt yapmadan kaçırdı, ölüme yol açacak şekilde hızla giden polis
otosundan attı! Ve bu olay İstanbul’un ortasında gerçekleşti!
Teröre karşı güvenlik bahanesiyle
yetkileri artırılan polisin böylesi sınırsız yetkilerinin de olduğunu
öğrenmiş olduk! Belli ki polis 90’lı yılları özlemiş. Ama insanlık ve
özgürlük mücadelemiz, onların bu özlemini kursaklarında bırakacak!
ZALİMLERE İNAT YAŞASIN
HAYAT!
Neden "kusursuz cinayet"? Polis, Sinan Tekpetek’i çevirdiğinde ekip otosu MOBESE kameralarının altında, kameraların görebileceği bir açıda duruyordu. Sinan Tekpetek, burada GBT’sine bakıldıktan sonra bırakıldı, herhangi bir kayıt da tutulmadı. Polisin çok kısa bir süre sonra gelip Sinan Tekpetek’i kaçırdığı yerde ise ne MOBESE vardı ne de tek bir insan. (Hiçbir kayıt tutulmadığı için yasal olarak “gözaltı”na almamış oluyorlar.) Arabanın içinde Sinan Tekpetek dövülerek kafası sürekli aşağıda tutuldu, böylece aracın nereye gittiğini görmesi engellendi. Şişhane’den 10-15 dakika kadar gittikten sonra, etrafta akılda kalıcı bir şeyin olmadığı bir yerde, surların dibinde Sinan Tekpetek arabadan indirilip, sonradan gelen ekip otolarının da katılımıyla aralıksız olarak dövüldü. Bu mesafede bulunan bir yer olarak Edirnekapı civarları tahmin edilebilirse de, bu tahminden öteye geçmiyor. Bir buçuk saati aşan şiddet ve tehditlerin ardından Sinan Tekpetek yine arabaya bindirilip, kafasını kaldırması engellenerek, hızla giden arabanın içinden atıldı. Sinan Tekpetek’in kafa üstü düşüp daha ağır hasarla, hatta ölümle karşılaşmamış olması tamamen şans eseri gerçekleşti. Arkadaşımız, yerden kalkıp kendini biraz toparladıktan sonra, bulunduğu yerin Karaköy yakınları olduğunu fark etti.
Görünen o ki, kendi “güvenlik” sisteminin boşluklarını iyi bilen polis o boşluklarda hareket ederek saldırıyor!
Şifresi çalınan e-postamız hakkında
duyuru
Sitemize
gerçekleştirilen saldırılarla birlikte uzun süredir kullandığımız ozgurhayat@yahoo.com
e-posta adresimizin şifresi de çalındı. Bu nedenle artık bu e-postayı biz
kullanmıyoruz. Eğer bundan sonra ozgurhayat@yahoo.com adresinden
herhangi bir e-posta alırsanız, bunun bizden gelmediğini bilmenizi isteriz.
Bizimle
irtibata geçmek ve irtibatı sürdürmek isteyen dostlarımız ozgurhayat@ozgurhayat.org
adresini kullanabilirler…
Tayyip Ol Mert! Bu Neyin Pazarlığı!
Zalimlere İnat Yaşasın Hayat!
14 ŞUBAT 2007 – Filistin’de insanlara duvarlar arasında ölüm dayatan ırkçı İsrail iktidarlarının katil başbakanı Ehud Olmert, yaşadığımız coğrafyadaki yeni katliam planları doğrultusunda Tayyip’le pazarlığa geldiği gün, yaşadığımız topraklarda ve coğrafyamızda pazarlığı yapılan yeni mezarlıklara karşı insanlar da sessiz kalmadılar. Bugün yaklaşık 200 kişi Taksim Gezi’den Taksim Meydanı’na “Ankara’da pazarlık, Filistin’de mezarlık! Zalimlere karşı omuz omuza” sloganları atarak yürüdü. “Yaşasın Küresel İntifada” ve “Zalimlere İnat Yaşasın Hayat” sloganları da atıldı. Gençlerin taşıdığı, üstünde Arapça “Hayalgücü Eyleme” ve Türkçe “Tayyip Ol Mert! Bu Neyin Pazarlığı!” yazılı pankart dikkat çekiciydi. Gençler, kadınlar, erkekler, insanlar, Ankara’da Filistinli çocukların katilleriyle pazarlığa oturan Türkiye iktidarlarına karşı Filistin’de elde sapanla tankların karşısına dikilen çocuklarla aynı öfkeyi taşıyordu. Katiller, unutmayın, Filistin’de kazmaya çalıştığınız yeni mezarlıklara karşı insanlıktan, hayattan yana mücadele edenler, Gazze’de de, Beyrut’ta da, İstanbul’da da öfkeyle sokaktalar.
ABD’de gençlerin ABD’ye öfkesi ordu binalarına taş olarak yağdı
21 MART 2007 - Küresel gaspın aygıtı ABD’nin Irak saldırısının başlangıcının 4. yılında, ABD’de ordu binalarına öfke yağdı. Wisconsin’de 30’dan fazla anarşist genç, ellerinde meşaleler ve pankartlarla Wisconsin Üniversitesi yakınlarındaki ordunun askere alma bürolarına saldırdı. Gençler, ordu bürolarının camlarını kırdı, içeriye sis bombası ve dışkı attı. Polis, en genci 13 yaşında olmak üzere 21 genci gözaltına aldı.
Kopenhag: Sokağa çıkma yasağı kaldırım taşlarıyla nasıl delinir?
7 MART 2007 – Ungdomshuset’e yönelik iktidar saldırısının ardından öfkeli gençlerin eylemleri sürüyor. Binayı yıkma işini alan şirketin işçileri, Kopenhag’ı ateşe veren genç öfkeden çekindikleri için yüzlerini maskeyle gizlemek zorunda kalıyorlar. Son olarak da yıkım şirketinin araçlarına sabotaj eylemi düzenlendi. Şirketin park yerinde bulunan iki kamyon ateşe verildi. Eylem sonrasında yıkım ihalecisi şirket yıkıma ara vermek zorunda kaldı.
Tel Aviv caddelerinde zalimlerin gücüne karşı hayalgücü
8 ŞUBAT 2007 – Berlin Duvarı’nın yıkılmasının “duvarlar yıkıldı” diye pazarlanmasından yıllar sonra insanlık hâlâ iktidarların duvarlarıyla kapatılıyor. ABD Meksika sınırına, Suudi Arabistan ise Irak sınırına duvar örme hazırlıkları yaparken, İsrail iktidarları Filistinlilere tarihin belki de en aşağılık duvarlarından biriyle zulmediyor. Irkçılığın bu en açık saldırısında, Filistinliler duvarlarla çevrelenen hayatlarında İsrail’in her gün zulmüne uyanıyorlar.
Soykırımın 92. yılında iktidarlar bir Ermeni kardeşimizi daha öldürdü
Zalimlere İnat Yaşasın Hayat!
20 OCAK 2007 – Son yazısında tehdit mektupları aldığını söyleyen Hrant Dink, 19 Ocak’ta, genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin önünde katledildi. Yaşadığımız toprakları ve yakın coğrafyamızı etkileyecek olan bu cinayet, bu bölgeye yönelik kanlı iktidar senaryolarının daha da hızlandırılacağını gösteriyor. Dink, uzun bir süredir, ulusalcı faşist grupların yanı sıra egemen medya tarafından da yürütülen linç kampanyalarının hedefiydi. Bugün “kınıyoruz” yalanlarını ortaya döken medya ve iktidarlar bu cinayetin sorumluluğunu taşıyor. Dink’in öldürülmesi bir kez daha ortaya koyuyor ki, bu topraklar iktidarının elinde 1915’ten bu yana Ermeni kardeşlerimizin kanı var.
5 AĞUSTOS 2006 - İsrail’in Lübnan saldırısının, tesadüfî bir iş olmadığı, bir “terörist” potansiyeli yok etmek için yapılmadığı çok açık. İsrail’in haddi hesabı olmayan vahşeti, işlediği bütün cinayetler, bu coğrafyada direnişi seçmiş bütün bir halkı hedef alan bir temizlik. İnsanlara hayatı kendi topraklarında zindan eden, çevrelerini duvarlarla ören, her istediğinde bir katliam yapıp “yanlışlık oldu” diyen, yüz binlerce insanı yerinden yurdundan eden, evlerini, yollarını yıkan, ambulansları vuran, seyreltilmiş uranyumlu silahlar, fosfor bombaları kullanan ABD-İsrail, Nazilere nal toplatıyor.
Kim tahmin edebilirdi ki, tahakkümün kalelerinin birkaç ay içinde yerle bir edileceğini?..
Ve milyonlarca insanın özgür bir dünya kurmak için kara-kızıl bayraklarıyla ayağa kalkacağını?..
Ama, 70 yıl önce, bir Temmuz gecesi ayaklandılar! Ayaklananlar, devleti, mülkiyeti ve, işte, iktidar ve kölelik adına daha ne varsa hepsini önlerine katıp atıverdiler hayatlarından.
Akıllarında, yüreklerinde, hayallerinde ve biri silahlı diğeri kara bayraklı ellerinde tek bir çığlık vardı: ANARŞİ!
Sesi hâlâ kulaklarınızda çınlamıyor mu?!
Anti-Nükleerciler Sinop'ta Nükleere İnat Yaşasın Hayat Dedi
29 Nisan’da Sinop’ta, nükleerci katillere ve
nükleer ölüm santrallerine öfke denizi meydanlara aktı. Bu toprakların
dört bir yanından anti-nükleerciler, o gün Sinop’ta toplandılar ve
iktidarların Karadeniz’e, Sinop’a nükleer mezar taşı dikme planlarına
karşı bir adım daha attılar.
Filistinli militanların İsrail ordusuna bağlı bir askeri rehin almasını bahane eden İsrail, 28 Haziran günü Gazze’yi tanklı, toplu işgale başladı. İlk anda hava saldırılarıyla Gazze’nin kuzeyini güneyinden ayıran üç köprüyü havaya uçuran ve şehrin ana elektrik trafosunu yok ederek Gazze’yi elektriksiz ve susuz bırakan İsrail, yaptığı açıklamalarda önümüzdeki günlerde şehri – daha önceki askeri saldırılarda yaptığı gibi – kana bulayabileceğini belirtmekten kaçınmadı.
Nükleere inat hayatı savunanlar, Çernobil katliamının 20. yılında, Boğaziçi Üniversitesi'nde buluştu.
25 NİSAN 2006-Anti-Nükleer Cephe’nin düzenlediği ve çimlerin üstünde gerçekleşen forumda, kâr-zarar hesaplı, iztoplu-plütonyumlu teknik terimler değil sıradan ve gerçek insanların gerçek hayatları konuşuldu. Söyleşide İkitelli radyoaktif atık mağduru İlyas Ilgaz, Sinop Bizim aktivisti Oya Koca, İğneadalı nükleer karşıtı Orhan Uyanık, Çernobil araştırmacısı Metin Erten, Karadenizli müzisyenler Bayar Şahin ve Harun Topaloğlu 25 Nisan'daki aktiviteler dâhilinde, masalar açıldı.
Söyleşi-Forum sona erdikten sonra, sırasıyla Harun Topaloğlu&Entu Dağakerr, Bayar Şahin, Zardanadam ve Anim'nın sahne aldığı konser düzenlendi.
Çernobil'in 20. yılında "bir daha asla" demek için seslerimizi yükseltiyoruz. Sıra Sinop'ta, 29 Nisan'da, nükleerci katillerin saldırısını durdurmaya.
İktidarların doymak bilmez enerji ve silah hırsı Karadeniz’e katliam getirdi: Şimdiden yüzlerce ölü, büyük ekolojik yıkım! Nükleer cehennem Sinop’tan tüm coğrafyaya yayılırken, katil iktidarlar pişkin pişkin mağduru oynuyorlar
BU KABUSTAN UYANMAK Ve Sinop’ta nükleer santral patladı. Ölüm havaya, suya, toprağa, tüm hayata her gün daha fazla yayılıyor. Yapanlar, yaptıranlar ve yapılırken sesini çıkarmayanlar, şimdi neredesiniz? Ortalıkta sorumluları arıyormuş gibi yapıp bu vebalden kurtulmak o kadar kolay mı? 2006 yılında Sinop’ta nükleer santral yapılması kararını verip gençlerin, çocukların, doğmamış çocukların geleceğini gasp ettiniz. Onlar gerçekten masumdular, ama şimdi acı çekerek ölüyorlar. Tıpkı yıllar önce, 26 Nisan 1986’da Çernobil’de olduğu gibi. Mezarlarınızda rahat mısınız? Gerontokrat katiller! Mekânınız cennet mi cehennem mi oldu bilmiyoruz, ama arkanızda nükleer bir cehennem bıraktınız...
19 MART 2006 - İğneada, nükleer santral yapılması planlanan yerlerden biri olarak geçiyor ve İğneadalılar da buna karşılık boş durmuyorlar. 19 Mart Pazar günü hayatlarımızı ve bizden sonrakilerin hayatlarını nükleerci katillere teslim etmeyeceğimizi ve ölüm santrallerini yaptırtmayacağımızı göstermek için ANC olarak İğneada’daydık. Hayatlarına ve topraklarına sahip çıkmak isteyen İğneadalılarla buluşmak için nükleer karşıtı toplantı iyi bir fırsattı. İğneadalıların çoğunluğu, topraklarına yapılacak ölüm santralini istemiyor ve ölüm santrallerini yaptırtmayacaklarını söylüyorlar. Ölüm santrallerinin zararları konusunda bilgilenmek amacıyla yapılan toplantıya İğneadalıların ilgisi büyüktü. Ancak ölüm santrallerine gerçek tepkinin bu toplantı ortamına yansıdığı kadarıyla kaldığını da zannetmiyoruz.
1 Nisan 2006 - Fransa’da milyonlar yeni iş yasasına karşı sokakları ele geçirirken İspanya’da da 1 Nisan günü 5000’den fazla CNT’li anarkosendikalist iş yasası reformlarını protesto etti. İş yasasındaki reform, ücretlerde kesintiyi, büyük yağmaları ve özellikle kamu yönetimi ve inşaat sektörlerine girmeye çalışan bazı geçici acentaların gücünü artırıyor. Yeni iş yasası reformu, patronlara işçiler üzerinde daha çok baskı kurma fırsatı verdiği için CNT tarafından yoğun protestolarla karşılanıyor. Eylemde, iş kazalarında çok sayıda işçinin öldüğü ve iş yasası reformlarının birçok işçinin hayatını kaybetmesini önleyecek basit birkaç önlemin alınmasına engel olduğu vurgulandı. Eylem bir konserle sona erdirildi. Nisan ayı boyunca, İspanya’nın farklı şehirlerinde iş yasası reformunu protesto etme çağrıları yapıldı ve 1 Mayıs’ta CNT’nin sokaklarda olacağı duyuruldu.
Selanikli anarşistlerden anti-faşist eylem
Özgürlük düşmanlarına hoşgörü yok!
SELANİK – Anarşistler, 30 Mart’ta Selanik’te, faşist Chryssi Avgi’nin saldırısını protesto için eylem yaptı. Motosiklet kaskı giymiş ve demir sopalarla donanmış 1000 kadar anarşist, faşist Chryssi Avgi’nin bürosunu koruyan polisle çatıştı. Gösteri, Chryssi Avgi üyesi faşistlerin önceki hafta üç genci bıçaklamasını protesto etmek için Anti-Faşist İnisiyatif tarafından organize edildi. Bıçaklanan gençlerin yaraları çok ciddi değil ve yavaş yavaş iyileşiyorlar. Faşistlerin bürosunu anarşistlerden koruyan polis, eylemcilere karşı göz yaşartıcı bomba kullandı. Çatışmalarda önemli bir şekilde yaralanan herhangi bir eylemci olmadığı bildirildi.
5 MART 2006 - İstanbul’da üç ayrı yerde kadınlar eylem yaptı. Erkekli olsun–erkeksiz olsun tartışmaları arasında bir 8 Mart daha geçti. Üç parçalı kadın eylemlerinin neden böyle olduğu bizce ayrıca bir soru işareti. Biz de anarşistler olarak nispeten erkek egemen aygıtlardan sıyrılanların oranının fazla olabileceğini düşündüğümüz Kadıköy’de yerimizi aldık.
18 ŞUBAT 2006 - Anti-Nükleer Cephe (ANC), iktidarların yaşadığımız topraklarda yapmaya çalıştığı nükleer ölüm santrallerine karşı yürüttüğü mücadelenin ilk eylemini yaptı. ANC, bir gün önce nükleer saldırıya karşı bildiri dağıtarak anti-nükleer kampanyasını başlatmıştı. 18 Şubat Cumartesi günü, Beyoğlu Galatasaray Meydanı'nda eylem yaparak, nükleer santral konusunda yavaş yavaş "kamuoyu oluşturma" hamlelerine başlayan iktidarlara karşı anti-nükleer mücadelenin de sessiz kalmayacağı mesajını verdi.
Galatasaray Meydanı'na "Nükleere İnat Yaşasın Hayat" sloganlarıyla giren 40 kişilik nükleer karşıtı grup meydana geldiğinde de slogan atmaya devam etti. ANC'liler, iktidarların nükleer santral dikmesini engellemezsek muhtemelen günlük hayatımızın bir parçası olacak (tabii, hayatta kalırsak!) gaz maskeleri taktılar.
TOPRAĞINDA yaşama şansı bırakılmayan, doğduğu yerlerden birçok sebeple
kopartılan, göçe, sürgüne zorlanan milyonlarca hayatı eze eze sistemin
çıkarlarına uygun hale getirmenin adına zulümden başka ne denir? Ulus-devlet
denemesi TC’de yaşanan ne varsa onu İstanbul’a havale edip disipline etmiş,
kontrol etmiş, gelenleri oy deposu, yedek işgücü yapmış, uyuşturmuş,
İstanbul’dan kovduklarını da yağmalamış; ranta belediye, mezar taşlarına
mimarlık, fabrikalarına kalkınma demiş. Demiş oğlu demiş. Her gelen bir önce
gelene eklenerek, halka halka halk olmuşlar, yok olmuşlar. Yok olmuşlar ama var
olduk sanmışlar. Haber salmışlar köye, seraplanıp taşı toprağı altına hücuma
çağırmışlar. Bir önce gelen, sonra gelene yukarıdan bakmış. İstanbul işte böyle
dönülmez akşamın ufkuna girmiş. Kapitalizmin değirmeninin çarklarından, su gibi,
acı insan hikâyeleri akmış.
Derken soğuk savaşlar bitmiş. Küresel gaspçı katiller bu coğrafyalarda yeni savaşlara girişmiş. Saldırıları için uygun bir üs ararken Napolyon’un “Bir dünya devleti olsa başkenti İstanbul olurdu” sözünü hatırlamışçasına ve o söze yakışır biçimde üslerini inşa etmeye başlamışlar. Hâlâ da devam ediyorlar.
PARİS'İN varoşlarında neler yaşandığını bilmek için ne olması
gerekirdi? Yıllardır iktidarların saldırıları karşısında defalarca tepkilerini
gösteren ama seslerini şimdiki gibi duyuramayan çocuklar, gittikçe biriken öfkelerini
bu kez bütün dünyaya duyurmayı başardılar. Yoksulluk, ayrımcılık ve ölüm bir
anda isyana dönüştü. Kendilerini doğurmaktan başka bir şey yapamamış
büyüklerinin “akıl” dolu sessizliğine de meydan okuyarak, Fransa’nın
iktidarlarına ve iktidar ilişkilerine karşı yıkıcı bir öfkeli eylem oldular. Polislerin ölümüne kovaladığı çocukların trafoda biten hayatları “zaten
ölüydüler” diye düşünenlerin münferit vakası olacakken, gençlerin var olma
mücadelesine dönüştü. Hem de tüm Paris isyanlarının gölgesinde kalmayacak kadar
öfkeli ve çocuk oyunu gibi de masum. Aklın, Aydınlanmanın kendini beğenmiş
iktidarının ve iktidar ilişkilerinin küresel kapitalizm çağındaki kirli yüzünü
açığa çıkardılar. Akıllı insanların onlara ölümden başka bir şeyi reva
görmediğini hisseden çocuklar, aklın dışına çıkarak hayatlarını savundular.
Gecenin çocuklarına göre önce otomobil icat oldu, sonra ateş.
KÜRESEL gaspın ulusüstü aygıtlarına karşı eylemler sürüyor. Dünyayı küresel şirketlerin çıkarlarına göre şekillendirerek insanlığı ve doğayı büyük bir yıkıma sürükleyen Dünya Ticaret Örgütü gibi aygıtların düzenlediği toplantılar küresel saldırıya karşı koyanların eylemleriyle karşılanıyor.
13-20 Aralık günlerinde Hong Kong’da düzenlenen DTÖ Bakanlar Konferansı, Doğu Asyalıların sert eylemleriyle karşılaştı. Devletin büyük koruma önlemlerine rağmen, öfkenin eyleme dönüşüp toplantının yapıldığı merkezin birkaç adım ötesine kadar ilerlemesi sonucunda, DTÖ toplantısına katılan bakan ve heyetler toplantı binasında mahsur kaldı. Toplantıya katılan TC Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in de aralarında bulunduğu soygun tertipçileri binanın arka kapısından gizlice kaçıp, otellerine döndükten sonra “tebdil-i kıyafet”le sokağa çıkabildi. Ellerindeki tüm ideolojik manipülasyon aygıtlarıyla dünyanın kendilerinin olduğunu sabah akşam kafalarımıza kakan küresel gaspçılar, zaptiyeleri tarafından binaya metreler kala zar zor durdurulan eylemlerden büyük korkuya kapıldılar. Küreseller, artık toplantılarını kendileri için tasarlanan sıkıyönetim gettolarında yapmak zorunda kalıyor.
İşin garip tarafı para-mal-mülk-iktidar peşinde koşanların gözünden
bakıldığında dahi üniversiteye girip okumak enayice bir yatırım. Üniversiteyi
kazanmak için ÖSS öncesi harcanan milyarlar ve bir de üniversitelerde okumak
için harcanan paralar göz önüne alındığında kapitalizmin kendi mantığı içinde
dahi üniversiteye girmek kârlı bir yatırım değil.* Çünkü üniversite mezunlarının
üçte biri işsiz.
2 EYLÜL
2005 - Yunanistan'da göçmenleri toplama kamplarına kapatan zalimlere ve devlet
sınırlarına karşı hayalgücü eylemdeydi. Balkan anarşistleri, 26-28 Ağustos
tarihlerinde ırkçılığa, küresel yoksulların dayandığı Avrupa sınırlarındaki göçmen
avına ve esir kamplarına karşı "No Border No Nation (Ne Sınır Ne Ulus)"
kampanyasıyla militan eylemler düzenlediler.
26 Ağustos'ta Selanik ve Xanthi (İskeçe)'den gelen anarşistler, Bulgaristan sınırını
ihlal ederek geçen yoldaşlarını aldılar. 28 Ağustos'ta, Komotini (Gümülcine)
şehir merkezine 10 km uzaklıkta, her yerden yalıtılmış, tarlaların arasında bulunan
göçmen kampına eylem düzenlendi. Silah çeken polis, anarşistleri durduramadı.
Eylemcilerden oluşan bir delegasyon esir kampında tutulan mültecilerle görüştü.
Çatışmalarda ele geçirilen polis teçhizatı (yine!) sergilendi.